"Enter"a basıp içeriğe geçin

Uydurma Kelimelerin Soysuzluğu

 Serlevhada bahsi geçen “soy-suz-luk” ile kastedilen, eklerle peyda olan nihai kelimenin köke yabancı olmasıdır.
 Bu kelimelerin çoğu Cumhuriyetimizin ilk zamanlarındaki Öz Türkçecilik hareketi ile oluşturulan/uydurulan kelimelerdir. Birini bile duymak ürperti verir. İmdi bu yazımda bu nevi birkaç kelime üzerine tahliller yapacağız.
 Bunlardan biri “anlam” kelimesidir. Hemen anlaşılacağı üzere “anla-mak”tan gelmektedir. Dahası fiilden isim türetmek için kullanılan “-im” ekini almış ve “anlam” olmuştur. Mamafih “anlam”, bir şeyin ne demek olduğunu belirten “mana” (mânâ diye okunur) kelimesinin karşılığı değildir. Kökü itibariyle, bir şeyin anlaşılması, demektir. Yani, anlam’ın manası, bir şeyin anlaşılmasıdır.
 Bir diğer hezeyan ise “sorun” ve bir ekle daha “sorunsal” kelimeleridir. “sor-mak”tan uydurma bir ekle “sorun” olmuştur. Mesele (mes’ele diye okunur) yerine türetilmiştir. Mesele, halledilmesi lazım gelen şey, dahası bir derdin ortaya çıkması gibi manalarda kullanılmaktadır. Sormak ise, bir tecessüs halinin peyda ettiği bir harekettir, lakin dert olacak, sıkıntı verecek bir vaziyet ilk intibada bulunmaz; bir talebenin hocasına sorduğu bir suali düşünün. Bir kimsenin başına sormaktan mesele çıkmaz, sormamaktan çıkar.
 Buradaki “sal-sel” eki, Arapça ve Farsça kökenli kelimelerde kullanılan ve bir nispilik eki olan “i” (î diye okunur) yerine uydurulmuştur. Bazı muharrirler tarafından sert tenkitlerde bulunulsa da muadilinin bulunamayışı onu payidar kılmıştır. Lakin “maddi” yerine “maddesel”, “siyasi” yerine “siyasal” demek hezeyan ve mide bulandırıcıdır. Kelimelerin milliyetine göre ek kullanılmalı ise de bazı eklerde bu kural ihlal edilebilir; mesela “insaniyet” yerine “insanlık” denilebiliyor iken “İslamiyet” yerine “İslamlık” denilemiyor. Çünkü dil zevkine aykırılık peyda oluyor.
 “sor-un-sal” kelimesindeki bu nispilik eki, dil cahilliğinin vücuda gelmesinden başka nedir? Sorun-mesele. Sorun-sal. Sorun’a (meseleye) ait, nispi bir sahiplik. Bir vaziyet ya meseledir, ya değildir. “mesele” kelimesine “i” ekinin konulamayışı bunun bir kanıtıdır. Bu sözcüğün tahlili ile kafa patlatıp ertede lügate bakmak aklıma gelince soysuzluk bahsi açıldı. Çünkü “sözlük”te, çözülmez ve çıkmaz, manaları belirtilmektedir. Türkçe olan, bu manaların bu soysuz kelime yerine kullanılması en doğrusudur.
 Tabii “sal-sel” ekleriyle oluşturulan her kelime saçma değildir; “hususi” yerine “özel”, “mukaddes” yerine “kutsal” demek çok hoş ve doğrudur. Aralarındaki ince mana farkları ve söyleyiş tarzlarında bulanan başkalıktan da bellenebileceği üzere, dil zevkini kırmadan ve kurulan cümleye göre, oradaki kelimelere ahenk kazandırmak için geniş tercih salahiyetine sahip bulunmaktayız. Yeter ki doğrusunu kullanalım. Ayrıca Garp’tan gelen “social” kelimesinin “sosyal” diye Türkçeye intikal etmesi de fevkaladedir.
 Bir diğeri de “gelişmek” yahut “gelişim” kelimesidir. “gel-mek” üzerine isimleştirmek için de kullanılabilir olan işteşlik eki alarak “gel-iş-mek”, “-im” ekiyle de “gelişim” olmuştur. İlerlemek, daha iyiye gitmek, manalarına gelen “inkişaf” (inkişâf) yerine uydurulmuştur. “gelmek”in bir sonu vardır; bir yerden gelmek. Ancak ilerlemek, gelmekle değil, gitmekle olur. İlk izlenimde biraz huysuz görünse de, “inkişaf”ı derhal seveceğinize eminim.
 Burada geri kalan tüm kelimelere yer versek, ne bu yazı biter, ne siz okuyacak vakit bulursunuz. Sizden tek istediğim, kullandığınız kelimelere dikkat etmenizdir.
 Dahası inkişaf eden hayatınızda anlama değil, manaya alaka göstermeniz ve meseleler üzerinde en doğru hareketi seçmenizdir.

 Halil ESEN

İlk Yorum Sizden Gelsin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir